10 Aralık 2008 Çarşamba

nasılsın?

kafayı sıyırmışlığımın nedenini fark edip ona hafif bir merhem sürdükten sonra
kafayı sıyırmışlığımdan kafayı kaldırıp okudum dostlar ne yapmış diye
sonra onları fark ettim
farklı farklı varlıklarını
burada değil binbir yerde
malikhanede maç izleyenleri
budapeşte'de maç izleyenleri
ankara'da maç izleyenleri
moskova'da maç izleyenleri
kayseri'de maç izleyenleri
adapazarı'ndan askere gidenleri
uçkata italyaya gidenleri
bodrum'da keyif edenleri...
hepinizi hissettim farklı farklı
varlıklarınızı hissettim
nefeslerinizi hissettim
sizinle bir hissettim
o zaman korkmadım
şimdi ararım aranızdan birkaçını
hatrını sorarım
anladım ki pek yapmıyoruz
her gün bile yüz yüze gelsek zaman oluyor rüzgarlarımız yalıyor birbirimizi
onlardan soruyoruz hatrımızı halimizi
halbuki rüzgarlarınıza hayaletlerinize değil size sormak istiyorum
o vücudun içinde bir yerlerde yaşayan size,
gözlerinizin ta içine bakıp:
nasılsın?

sıyırma

ne oldu da yazamıyordum?
--koşturmaktan düşünmeye vakit kalmadığından.
ne oldu da yazdım?
--koşturmaktan yorulup hasta düştüğümde, ölümle kafayı bozup düşünmeye mecbur kaldığımdan.
....


anladım ki kendimi yormuş delirtmişim.
durup bir dinlenmeliymişim.
sonra yine anlamadım ama, ben mehmet ali erbil miyim ki yorulayım koşturmaktan hasta düşeyim hafayı sıyırayım?
....


sadece hasta oldun diye
bayram diye
arkadaşlarının her biri bir yerlere gitmiş diye
yani iki saat sonrasını ya da yarını, hatta sonraki günü bile düşünmeden
götünün üstünde birkaç gün oturdun diye
ölmekte olduğunu ya da öleceğini hissediyorsan
ayvayı yemişsin be arkadaş!
....


koştur koştur, koşturduğun yer boştur
bir dakika durduğunda da sanma ki artık yoksundur
....


bizi var eden bir hedefe yönelimimiz değildir ki...
öyle sansak da